"kader seni güldürmüyorsa, espriyi anlamamışsın demektir" Gregory David Roberts (SHANTARAM)
1 Mayıs 2020 Cuma
Stepançikovo Köyü ve Sakinleri - Fyodor DOSTOYEVSKİ
… herif gelene geçene hakaret ediyor. Haydi beni bir kenara bırakın, önüne gelene öğüt, ahlak dersi vermeye kalkışıyor kerata ! “Bilginim, herkesten akıllı olduğum için yalnız beni dinleyin” diye söylenip duruyor. Bilginmiş ! bilgin olunca cahili ezmek mi lazım yani ? o bilgiç diliyle gevezeliğe başladı mı … artık zır zır zır çan çan çan ….
Ahahah bayağı eğlenceli kitap şu stepançiko köyünde paspas satan dükkan (pardon tutamadım) doğrusunu isterseniz stepançiko lafı dilime plesenk oldu tıpkı bir zamanlar Fenerbahçelilerin uzata uzata Rapaiççç demesi gibi 😁
Dostoyevski kitabı sibiryada ki meşhur sürgün döneminde yazmış olmasına rağmen kitap olabildiğine esprili ve neşeli bir kitap…
Anlatıcımız Sergey Aleksandroviç alaylı bir dille roman boyunca General Karısı diye andığı büyükannesinin maiyetiyle birlikte dayısı albay Rostanevin evine yerleşerek ona nasıl hükmedişini anlatır, tabi birde malum dayıyı etkisi altına almış bir şarlatan olan Foma Fomiç var …
Neyse anacım eğlenmek istiyorsan kitabı okuyalım lütfen …
Namaste çekiyoruz kürekleri kayıkçı ! son olarak iyi ki okumuşuz bu kitabı
Eyvallah …
28 Nisan 2020 Salı
Colombre - Dino BUZZATİ
Yazarın kimi kısa kimi uzun fantastik ve büyülü gerçekçilikle harmanlanmış 40 + öyküsünü toplamış, 40 + diyorum çünkü daha bitmedi, kitabın başında yazıyor ama saymadım açıkçası. Gerçekten keyifli bir okuma her gece yatmadan önce 1000 fırça darbesi bab-ında okuyorum zaten öykü ve şiir kitapları fasılalarla okunmalı bir oturuşta okununca zevkli olmuyor …Genelde öykü kitaplarındansa romanları daha çok tercih ederim fakat bu kitapta öykülerin ucu açık yani nasıl desem yazar her öyküde okuyucuyu bir şeye inandırıyor ama öykünün sonunda (ki öykülerinde net bir sonu yok) bütün bunları ters yüz edip bambaşka bir gerçeklikle yüzyüze bırakıyor sizi yani öykülerin sonu olasılıklarla dolu. Mesela kitaba adını veren hikaye Colombre de kötü ve kurbanını öldürme amacı güden bir canavarı anlatırken hikayenin sonunda ise colombre ile kurbanı yüzleşerek kurban sağsağlim dönüyor, bu kadar anlatı yeterli kitabı okuyun anacım
Severim böyle anlatıları …
22 Nisan 2020 Çarşamba
Netoçka Nezvanova - DOSTOYEVSKİ

St Petersburgta kendini keman virtüözü sanan deli bir baba ile parası için evlendiği bir kadının kızının fakirlik, hicran ve acı dolu hayatını anlatıyor ve tam olarak sonuçlanmadan bitiyor ???
Bu yüzden bir iki araştırdım ve romanın Dostoyevskinin sibirya hapsinden önce yazıldığını ve bu yüzden tamamlanmadığını öğrendim ...
Bu yarım kalışı saymazsak kitap yazarın ününe akışmayacak kadar sade elbette bu kötü olduğu alamına gelmiyor gayet kolay okunan bir Dostoyevski romanı ama illaki okuyun diyemeyeceğim ....
Önümüzde ki maçlara pardon kitaplara bakıyoruz kayıkçı...
Sıradaki !
10 Nisan 2020 Cuma
Öteki -- FYODOR DOSTOYEVSKİ
Bu sene yani 2020 de Dostoyevski külliyatını okumak gibi bir planım var aslında bazılarını okumuştum ama sırası ile tekrar okuyacağım en azından romanlarını …
Öteki Fyodor Dostoyevski nin yazdığı ilk ve büyük çıkış yaptığı romanından sonra yazdığı ikinci romanı ve yazıldığı dönemle değerlendirirsek yazarın otoritelerce duraklamaya girdiği romanı bence bu yaftayı hiç hakketmiyor ama tabi ki o dönemle günümüz arasındaki farkları da düşünmek gerek. Zannımca Dostoyevskinin sonra ki pek çok romanında ki psikolojik tahlillerin, Suç ve Cezanın, Ecinnilerin çıkış noktası olabilir, belki de Stevensonun Dr Jekyll Mr Hyde a ilham vermişte olabilir …Kitaba gelince …
Baş karakter Yakov Petroviç Golyadkin tam bir psikolojik vaka mutlaka psikoloji de birkaç tumturaklı ismi olan sendroma sahiptir, burayı psikologlara bırakmak lazım aslında dürüst bir karakter ama söylediği, düşündüğü şeylerin bir anda tersini yapmaya karar veren bu açıdan biraz dengesiz biri bir gün gittiği bir davette (burasıda tartışılır) reddedilir ve sonrasında katılıp katılmamak arasında ikircikteyken yine ani bir kararla ortama dalıverir neyse fazla spoiler olmasın bu reddediliş ve utanış hüsnü kuruntularıyla kös kös evine dönerken sahneye Öteki çıkar …
Öteki ben de bay Golyadkinin zıttıdır tahmin edileceği üzere …
Aslında kitap normal ama bence insana düşündürttükleri muazzam ! bayıldım !
Hep böyle insanı düşünmeye sevk eden kitaplar ararım meğerse çok uzak değilmiş be kayıkçı …
Mesela arkadaşlar arasında hep aranır; psikolojik kitap önerebilirmisiniz?
Psikolojik kitaptan kasıt kişisel gelişim kitaplarıdır aslında ama ben soruya cevaben İrvin D Yalomun kitaplarını falan yazarım bundan sonra Öteki yi es geçmeyeceğim …
Bence herkes okumalı bu kitabı ....
Namaste çekiyoruz kürekleri kayıkçı !
Eyvallah …
29 Mart 2020 Pazar
Hüznün Fiziği - GEORGI GOSPODINOV
Hüznün Fiziği
Georgi Gospodinov
Açıkçası bu kitabı ilk aldığımda bir felsefe kitabı diye almıştım ...
Çok acayip ve ilginç bir öyküye sahip ...
Kitabın başlarında bir süreçten geçiyorsunuz, bir kayma ...
Önce neyin ne olduğu anlaşılmıyor çünkü kahraman oradan oraya atlayıp empati yapabiliyor, x-men filminde olsak profesör bu varlığa empat derdi herhalde. Bu süreci atlattıktan sonra karşınıza çok ilginç bir öykü ve çok lezetli bir deneme-roman çıkıyor, hımmm hem deneme gibi hemde parçaları birleştirip roman ...
Diyorum ya ilginç bir kitap, fragmanlar gibi kesit kesit ilerliyoruz. İki önemli husus; biri Minotor, ikincisi dede ...
Kral Minos ve Minotor hikayesini bilmeniz lazım, gugıllayalım lütfen...
Yazar dedesinin izinden giderek bir hikaye katmanlıyor ama aslında bir çocuğun hikayesi bu açıdan acaba yazar kendi biyografisini mi hikayeye harmanlıyor diye biraz araştırma yaptım ama maalesef yazarın aldığı ödüller yazdığı kitaplar, oyunlar, şiirler derken hayatı hakkında pek bilgiye ulaşamadım ...
Kitabı tavsiye edebilirim ama sabırlı olmanız şartı ile itiraf edeyim kitap ocak ayından beri elimde sürünüyor o günden bugüne 20 sayfa okuyamadım fakat cumartesi bir günde bitirdim dedim ya başta ki o süreci aştığınızda önünüzde çok güzel bir kitap sizi bekliyor ...
Bu sıkıntılı günler de beni alıp hayattan kopardığı için yazara teşekkürü borç bilirim ...
Namaste çek kürekleri kayıkçı ...
Georgi Gospodinov
Açıkçası bu kitabı ilk aldığımda bir felsefe kitabı diye almıştım ...
Çok acayip ve ilginç bir öyküye sahip ...
Kitabın başlarında bir süreçten geçiyorsunuz, bir kayma ...
Önce neyin ne olduğu anlaşılmıyor çünkü kahraman oradan oraya atlayıp empati yapabiliyor, x-men filminde olsak profesör bu varlığa empat derdi herhalde. Bu süreci atlattıktan sonra karşınıza çok ilginç bir öykü ve çok lezetli bir deneme-roman çıkıyor, hımmm hem deneme gibi hemde parçaları birleştirip roman ...Diyorum ya ilginç bir kitap, fragmanlar gibi kesit kesit ilerliyoruz. İki önemli husus; biri Minotor, ikincisi dede ...
Kral Minos ve Minotor hikayesini bilmeniz lazım, gugıllayalım lütfen...
Yazar dedesinin izinden giderek bir hikaye katmanlıyor ama aslında bir çocuğun hikayesi bu açıdan acaba yazar kendi biyografisini mi hikayeye harmanlıyor diye biraz araştırma yaptım ama maalesef yazarın aldığı ödüller yazdığı kitaplar, oyunlar, şiirler derken hayatı hakkında pek bilgiye ulaşamadım ...
Kitabı tavsiye edebilirim ama sabırlı olmanız şartı ile itiraf edeyim kitap ocak ayından beri elimde sürünüyor o günden bugüne 20 sayfa okuyamadım fakat cumartesi bir günde bitirdim dedim ya başta ki o süreci aştığınızda önünüzde çok güzel bir kitap sizi bekliyor ...
Bu sıkıntılı günler de beni alıp hayattan kopardığı için yazara teşekkürü borç bilirim ...
Namaste çek kürekleri kayıkçı ...
5 Şubat 2020 Çarşamba
Tütüncü Çırağı - Robert SEETHALER

1930' ların son demleri...
naziler yükelişte...
yine bir nazi almanyası romanı, acaba naziler dünya literatüründe bu kadar iz bırakacaklarını tahmin etmişlermiydi?
Neyse, konuyu daha baştan dağıtmayalım....
Genç ve saf kahrramanımız henüz 17 yaşında avusturyanın ücra bir köşesindeyaşamakta ve köyde bazı durumlar sonucu viyanaya bir tütütncünün yanına hem meslek öğrenmek hemde hayatın zorlu yokuşlarında dengesini kaybetmeden yürümek....
Ne yapıyorum ben Agop? Romanı birebir anlatıyorum şu nekahat ve istirahat dönemi fabrika ayarlarımı bozmuş gibi oysa bu bir kitap ttanıtımı değil yorum bu yorum ...
neyse sayın okuyucu eğer bu yazıyı okuyorsan tabi, çay koyuyoruz en baştan başlayacağız....
Sonuçta genç ve saf kahramanımız viyana da tütüncü dükkanında deneyimlenedursun dönemin viyanasından pek çok kalburüstü şahsiyet tanır ve bunların içindenbiri Profesör Dr Sigmund Freuddür
Profesörden çok etkilenen Franz kısa zamanda profösörle dostluk kurar vehayatı bir nebze değişipaşk batağına düşer baı varoluşsal sorunlar arasında gidip gelirama yine kendini kaybeder...
Bu arada tarihsel olarak doğrumudur bilinmez amaProfesör Freudün viyanayı terk etmesine de şahit oluruz...
kitaba gelirsek hoş bir okuma oldu fakat birşeyler eksik geldi bana, Franla Profesörün kısa konuşmları yol göstermeleri vs ilginçti amakitap bende bundan ötesine gidemedi...
namaste çek kürekleri kayıkçı...
Eyvallah!
15 Ocak 2020 Çarşamba
Kara Kutu: Yüzleşme Vakti - SONER YALÇIN
Son zamanların hakkında çok konuşulan kitabı bir büyüğümünde hediye etmesiyle 2020 nin ilk kitabı oldu aslında bu tip kitapları çoğunlukla okumak isteyip bir türlü sonu gelmeyen okunacaklar listem de arada kaynar ve çoğunlukla okuyamam …
Bu açıdan hediye gelmesi gerçekten isabet oldu ne yalan diyeyim …
Kitap hakkında söyleyeceklerimi yazmadan önce şu konu da anlaşmamız gerekiyor; top yuvarlak ama fikirlerimiz köşelidir, tabi herkesin kendine özgü fikirleri olacak …
Soner Yalçının da …
Benim de…
Senin de …
Ve bu fikirlerinde karşıt fikirleri de olacak …
Ve; “bir tez ne kadar sivri ve ödün vermez biçimde dile getirilirse, kendi antitezini davet edişi de o kadar kesinlik taşır” Hermann Hesse, Boncuk oyununda yazmış…
Soner Yalçına katıldığım yerler var; evet, sağlık sektöründe çok dolaplar dönüyor aslında bu söylem hiçte yeni değil Türkiye de eskiden beri halk arasında söylene gelen bir söylemdi. Yani pek çoğumuzun kulağına şöyle cümleler takılmıştır “küresel ilaç firmalarının işine gelseydi ….’ Ya çare bulunurdu” bu yeni bir şey değil diyebilirim aqma bu konu da kitap yazılıp dedikodu gazetesinin resmiye dönüşmesi bildiğim kadarıyla yeni …
Kitapta da dendiği gibi bu konuyu tartışmıyoruz ….
Zannımca Türkiye de tartışılamayan tabu kabul edilen çok konu var …
Evet; dünya da büyük kapitalist zümreler var, bunlar çeşitli lobi faaliyetleri ile servetlerine servet katıyor …
Evet; ilaç sektörü trilyonluk bir piyasa ve küresel ilaç firmaları hiçte masum değil…
Evet; bu sektörde global bazda küçük balıkların büyük balıklara yem olduğu bir düzen yaratılmıiş, küçük balıkların pek seçme şansı yok karınlarını doyurmak için büyük balıkların sofralarından çalmak zorundalar (kapitalist sistem) yani sonuçta yine meselenin başına geliyoruz …
Daha bunun gibi pek çok şey …
Ama bazı yerlerede katılmıyorum mesela hipertansiyon yalan diyor işin aslı daha geçen gün tansiyonum ciddi anlamda yüksek çıktı hayatımda ilk kez eczaneden dilaltı aldım ve sonrada düştü, ee şimdi bu da mı yalan?
Aslında bence fikirlerini iyi empoze edememekte var biraz, mesela bu hipertansiyon örneğinde küresel ilaç firmalarının çeşitli baskı vs yolları ile hiper tansiyonda sınırın 16 ya 9 sınırına çekme hatta daha da düşürme böylece en ufak oynamada dayayalım dilaltını kazanalım paraları gibi dolapları olduğunu açıklamış, ama bu hiper tansiyon yalan mı demektir ki?
Evet cümleye bizzat “hiper tansiyon yalan” diye giriyor, bu bence yanlış ….
Kitapta ki her sav a yorum yapacak değilim elbet ama diyorum ki kulaktan dolma başkalarının fikirlerindense bu kitabı okuyun kendi fikirleriniz olsun …
Bu açıdan hediye gelmesi gerçekten isabet oldu ne yalan diyeyim …
Kitap hakkında söyleyeceklerimi yazmadan önce şu konu da anlaşmamız gerekiyor; top yuvarlak ama fikirlerimiz köşelidir, tabi herkesin kendine özgü fikirleri olacak …
Soner Yalçının da …
Benim de…
Senin de …
Ve bu fikirlerinde karşıt fikirleri de olacak …Ve; “bir tez ne kadar sivri ve ödün vermez biçimde dile getirilirse, kendi antitezini davet edişi de o kadar kesinlik taşır” Hermann Hesse, Boncuk oyununda yazmış…
Soner Yalçına katıldığım yerler var; evet, sağlık sektöründe çok dolaplar dönüyor aslında bu söylem hiçte yeni değil Türkiye de eskiden beri halk arasında söylene gelen bir söylemdi. Yani pek çoğumuzun kulağına şöyle cümleler takılmıştır “küresel ilaç firmalarının işine gelseydi ….’ Ya çare bulunurdu” bu yeni bir şey değil diyebilirim aqma bu konu da kitap yazılıp dedikodu gazetesinin resmiye dönüşmesi bildiğim kadarıyla yeni …
Kitapta da dendiği gibi bu konuyu tartışmıyoruz ….
Zannımca Türkiye de tartışılamayan tabu kabul edilen çok konu var …
Evet; dünya da büyük kapitalist zümreler var, bunlar çeşitli lobi faaliyetleri ile servetlerine servet katıyor …
Evet; ilaç sektörü trilyonluk bir piyasa ve küresel ilaç firmaları hiçte masum değil…
Evet; bu sektörde global bazda küçük balıkların büyük balıklara yem olduğu bir düzen yaratılmıiş, küçük balıkların pek seçme şansı yok karınlarını doyurmak için büyük balıkların sofralarından çalmak zorundalar (kapitalist sistem) yani sonuçta yine meselenin başına geliyoruz …
Daha bunun gibi pek çok şey …
Ama bazı yerlerede katılmıyorum mesela hipertansiyon yalan diyor işin aslı daha geçen gün tansiyonum ciddi anlamda yüksek çıktı hayatımda ilk kez eczaneden dilaltı aldım ve sonrada düştü, ee şimdi bu da mı yalan?
Aslında bence fikirlerini iyi empoze edememekte var biraz, mesela bu hipertansiyon örneğinde küresel ilaç firmalarının çeşitli baskı vs yolları ile hiper tansiyonda sınırın 16 ya 9 sınırına çekme hatta daha da düşürme böylece en ufak oynamada dayayalım dilaltını kazanalım paraları gibi dolapları olduğunu açıklamış, ama bu hiper tansiyon yalan mı demektir ki?
Evet cümleye bizzat “hiper tansiyon yalan” diye giriyor, bu bence yanlış ….
Kitapta ki her sav a yorum yapacak değilim elbet ama diyorum ki kulaktan dolma başkalarının fikirlerindense bu kitabı okuyun kendi fikirleriniz olsun …
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
