1 Mart 2019 Cuma

Feniçka - Lou ANDREAS-SALOME




Bir kadın; zamanının ilerisinde, özgür ruhlu ve dönemine göre aykırı kitabın yazarı gibi dönemin avrupasının ilk üniversite okuyan kadınlarından belki de yazar karakter de kendisini göstermiş: Feniçka namı diğer Fenya …
Bir erkek; psikoloji mezunu ve hayata atılıp işi pratiğe dökmek isteyen bir idealist: Max Werner …
Öykü max wernerin Fenyayla tuhaf bir tanışmayla Pariste başlıyor, burada bir arkadaşsohbetinde dostluklarının tohumları atılıyor ve otele kadar yürüyüşle Paris kısmı bitiyor ve Fenya bu kısımda oldukça aykırıdır romanın birde rusya kısmı var buradada Fenya daha olgunlaşmış ve düşüncelidir
Kitap ikisi arasında diyalog şeklinde geçiyor daha çok kadın – erkek ilişkilerine psikolojik bir bakış. 80 küsür sayfalık kısa ama derin bir kitap, anlatımı bayağı akıcı geldi bana pek sıkılmıuyorsunuz bu vesileyle belki de saatler içinde bitirebilirsiniz bile …
yorumum bu kadar yazarı vs tanıtma işine hiç giremeyeceğim Nietzsce yi redden kadın demeyeceğim
tüh dedim bile kahretsin çok sıradanım ben ya

YERALTINDAN NOTLAR
DOSTOYEVSKİ

dostoyevki hakkında çoğumuz birşeyler biliriz elbette, dünya literatürünün neredeyse en tanınmış, bilinen dev bir ismi sonuçta. Gerçekten hayatında çok zor dönemlerden geçmiş bir kişilik, yazar ilk romanıyla bir anda yükselmiş ardından gelen bir iki kötü eserle destekçilerini kaybetmiş bir nevi çöküşe girmiş bunun üstüne de katıldığı toplantılarda zamanın yönetimi tarafından mimlenip suçlu bulunmuş ve sibirya ya gönderilmiş burada kurşuna dizilmekten kılpayı kurtulmuş ve cezası hapse çevrilmiş, işte yazarın hayatındaki bu dönemeçlerin eserlerine yansıdığı bir gerçek ve sanırım bu gerçeği en çarpıcı yansıtanı da yeraltından notlardır sanırım Dostoyevski bu kitabını 10 yılık sürgünden döndüğü dönemde yazdığı ilk büyük romanıdır. Aslında bu son dediğim bize yani günümüze göre pek geçerli değil sonuçta bugün yazar edebiyatın devi olarak bütün eserleri büyük roman kisvesi altındadır lakin dönemine göre değerlendirmek lazım

kitapta kahramanın diyalogları çok az görünür daha çok monolog tarzı ve kafasından geçen düşünceler şeklindedir lakin karakterimiz uçlarda gezen, hiçbir mutlak gerçeği tanımayan, her iyiliğin göreceli olduğuna inanan, karamsar/karanlık ve zannımca kendini beğenmiş biridir. Bu açıdan psikologlarca çok irdelenmiş bir karakterdir ayrıca hiddetlidir düşüncelerini neredeyse bağırarak kusar (!) evet bazı satırlarda cümleyi bitirdikten sonra “durun biraz soluklanayım” demesinden anlıyorum kustuğunu ...
Ve; kahramanımızın dediği gibi,
"haddinden fala anlamak hastalıktı ! dört dörtlük gerçek bir hastalık"
zaten romana da "ben hasta bir adamım" diye başlar, aslında fizikende sağlam değildir lakin bence hasta adam dan kastettiği budur ...

kitap ahlaksal, dinsel, toplumsal vsvs sorgulamalar şeklinde sonuçta; ıcığını cıcığını çıkarıp destan gibi yorum yazmaya gerek yok büyük olasılıkla Dostoyeski kitaplarıyla tanışacaksınız ister istemez

netekim bu eseri okumak benim diyen her kitapkurdunun boynunun borcudur...
Namaste çek kürekleri kayıkçı !
eyvallah

18 Ekim 2018 Perşembe

Tavandaki Kukla - İngvar Ambjörnsen

Uzun zamandır okuduklarım arasında en farklı kitaplardan biri oldu tavandaki kukla, farklı çünkü toplumsal bir gerçeğin, açıklanamaz bir olgunun; tecavüzün mahvettiği hayatları anlatıyor kabaca. Tabi “lar” demem tecavüz mağdurlarının hayatlarının birebir irdelendiği kurbanların çoğul olduğu bir kitap değil …
İşte yazar İngvar Ambjörnsen yaratıcılığını burada konuşturmuş. Tecavüz kurbanının değil onun ablasının ağzından anlatılıyor zaten intikamı gerçekleştiren de abla Rebekka dır kardeş Stina ise bir akıl hastanesinde yatmaktadır ve netekim intikam soğuk yenen bir yemektir
…
[Tavandaki Kukla intikamcı bir kadının hikayesi ama aynı zamanda ‘suç’, ‘ceza’ ve ‘intikam’ üzerine düşünmeye davet eden bir yeraltı kitabı…] arka kapakta böyle yazıyor …

Sapığımız geçmişin üstüne koca bir sünger çekmiş gayet saygın ve kalas (!) bir hayat sürdürmekte ve
abla Rebekkanın radarına takılmış vaziyette kader ağlarını örmektedir telefon sapıklığı, karısının arkadaşlığı vs derken adamın hayatını yavaş yavaş mahvediyoruz bu arada olaya birde Rebekkanın yavuklusu mu arkadaşımı belli değil hinoğlu hin bir karakter daha karışark Rebekkanın yediği yemeği üfleyerek soğutuyor ve ortaya soğuk yenen bir intikam menüsü çıkıyor …

Entrikalar entrikalar ...

Sanırım bu kadar yeter netekim böyle buyurdu Zerdüşt daha fazla anlatmak yok…
Yazarın okuduğum ilk kitabı, görmek istemediğimiz bir yaraya parmak basmış ve kitapta norveçin soğuk karanlık atmosferi çok güzel betimlenmiş öyle ki kalkıp oslo ya gitmek istedim kitapta ayrıca pek çok alıntılık paragraf var…
Son olarakta ayrıntı yayınevini yazı boyutlarını bu kadar küçük tuttuğu için protesto ediyorum …

16 Ekim 2018 Salı

Antilop ve Flurya - Margaret Atwood

Fena halde distopya !!!

İlk olarak şunu diyeyim; okuduğum diğer distopyalardan farklı olarak yazar bu distopya da insanı bilimle terbiye ediyor ….

Diğer distopyalara kıyasla günümüzden çok çok uzak olmayan bir gelecekte genetik bilimin tavan yaptığı bir zaman diliminde geçiyor kitap ...
Antilop kimdir flurya neyin nesi kimin fesidir derken kitap kar adamıyla başlıyor olaylar kar adamı aracılığıyla anlatılıyor kitapta kurtekler, domuzonlar, fazladan but çıkaran tavuklar, kokusuz rakunklar vsvs var; tabi birde Flurya nın çocukları genetiğiyle oynanarak yaratılan sinek kovucu derili kılsız köse inanç geni çıkarılmış çocuklar …


Flurya bildiğimiz normal bir insandır antilopta öyle keza kar adamı da, hatta flurya ile kar adamı çocukluklarında arkadaştırlar birbirlerin de daha doğrusu çoğunlukla flurya da internete girerler internette porno canlı cinayetler çocuk pornoları seyredip oyun oynarlar bu onların vahşiliğinden değil o zamanın normalitesi böyledir şiddet ve cinsellik ne kadar artarsa insanın keyifli vakit geçirme katsayısı o kadar artmaktadır (günümüzün bir iki tık ötesi) yani diğer distopyalarda gözlemlendiği gibi düşmanca bir dünya düzeni kapalı baskıcı bir hava yok bu kitapta işte romanın ürkütücülüğü de burada yatıyor olaylar sanki günümüzün gayet olabilirlik içeren bir devamı gibi zaten günümüzde koşar adım tekilliğe doğru giderken kitapta teknolojinin tavana vurup biyoteknolojik şeylerden bahsedilmesi insana çokta şey gelmiyor lakin kitabı okuyup sindirince “loran vay ulan vay” oluyorsunuz kafanıza binbir düşünce üşüşüyor bu bağlamda kitabı çok etkileyici buldum …

Flurya çok zeki bir genetikçi tabi kitapta lisede genetik öğreniliyor :) oradan şu dnayı alalım buraya ekleyelim dur şu protein dizilimini değiştirelim falan eğleniyorlar. İnsanlık ikiye bölünmüş gibi bir tarafta şirketler tabi genetik/teknolojik sitelerde oturuyorlar diğer tarafta ise sıradan insanlar bunların yaşadığı yere de avam diyarı diyorlar neyse daha çok şey yazılıp çizilecek bir kitap ama anlatmayacağım bunları …
Aka kapakta şöyle deniyor; sağ kalan son insan kar adamının ayakta kalabilmek için mücadele ederken bir yandan da yok olan insanlığa yaktığı bir ağıttır Antilop ve Flurya.

Namaste çek kürekleri kayıkçı!
Bu kitabı da oku

12 Ekim 2018 Cuma

Dünyalar Savaşı - H. G. Wells

H.G. Wells' in dünyalar savaşını çoğunuz biliyorsunuzdur, ben daha yeni okudum ...

konu klasik; dünyanın marslılar tarafından işgal edilmesi fakat bu kitapta farklı bir şey var, kitap başta sıkıcı eliyor hatta "amaan marslılar dünyayı işgal ediyor işte gerek tv de gerek dizilerde milyon kez gördük bunuçok banal" diye düşünüyorsunuz ama kitap birkaç sayfa sonra sizi ansızın içine çekiyor ve kitap sonuna kadar böyle devam ediyor ve sonda öyle uçuk kaçık bir son değil ...

Şimdi; düşünürsek dünyayı marslıların işgal etmesi bizim için çok banal gelebilir ama düşünün kitabın yazıldığı dönemin dingilteresi viktorya dönemi sanırım :) bugün bile kült bunu anlatımdaki büyü ile aşmış bence ve bugüne kadar Wells hakkında pek çok şey yazıldı çizildi tabi edebiyata ilgi duyan biri olarak bende sağdan soldan esterabim bir şeyler duydum tabi fakat okuyunca bu büyüyü daha iyi deneyimliyorsunuz düşünün ki kıyamet senaryosu/istila edebiyatı yapan kitapların, filmlerin, dizilerin neredeyse %70' in de hala bu kitaptaki gibi robotlar vs var ...

yani şimdi hayranı olduğum Asimov bile "dünyalar savaşı sarsıcı ve şaşırtıcı bir başyapıt" demiş benim bu kadar yorum yapmam bile kabahat, tabi herkes okumalı ...

son olarak 2 gün önce netflix' in bu kitabın dizisini yaptığını (şu anda yayınlanıyor olabilir) öğrendim ...

4 Ocak 2013 Cuma

gecikmiş anlatı; Operasyon: Shire


Netekim, moda Hobbit ve Felsefe ...
Yazımızda felsefeye dalmayacağız bugün pek felsefe havamda değilim blog! aslında bu yazıyı filmlerdeki deyişle "arayı açmamak" için yazıyorum ...

Takriben aralığın son haftasında kadıköyde ismi lazım olmayan bir AVM sinemasına gerçekleştirdiğim Shire operasyonuyla elime 13 cüce 1 adet hobbit, bir grup elf, 3 büyücü (Gandalf, vicdansız Sabuha pardon Saruman, Gri büyücü?) ve çok sayıda ork, midili ele geçirdim, operasyonun diğer hedefi olan ejderha Smaug u ise bir sonraki müdahale olan "kod adı: Smaug " operasyonuna bıraktım maalesef çünkü yönetmen Peter Jackson filmi 3 operasyon ile çözüme ulaştıracakmış bu yüzden benim operasyonlarımda eş zamanlı oluyor daha doğrusu araya biraz zaman giriyor haliyle bir filmi çektikten sonra kurgulamak kesip biçmek gibi makyajlar zaman almakta göye teknoloji çok gelişmişti değil mi? ağaç oluyoruz burada ...

Neyse sevgili blog, herhalde yönetmenimiz 1 sene sonra filmin ikinci bölümünü çeker ...
O zamana kadar kod adı: Smaug operasyonunun detaylarını bildiririm ...


2 Ocak 2013 Çarşamba

Bir Yazar; Jose Saramago ...

merhaba blog, epeyi bir zamandır seni ilgisiz bırakmışım :) öyleyse yeni yılın ilk yazısı ile seni şenlendireyim, gönlünü alayım, şu an kahve içiyorum dur sanada bir fincan yapayımda 40 yıl hatırım kalsın ...

aslında ...
ne yalan söyleyelim bu yazı birazda planlanmış bir yazı, bir süredir kafamda yazar Jose Saramagoyu sana tanıtmak vardı. Konuya giriş yaparken hemen yazarımızın bir-iki resmini ekleyeyim, işte; Jose Saramago ...
Resimde görülen üzere sempatik bir ihtiyar olarak gözüküyor, oysa ki görünüş aldatmasın bu bağlamda belirteyim ki yukarıda Jose Saramago ismine tıklayınca yazarın hayatı karşınıza çıkacak o yüzden tekrarlamanın pek anlamı yok, gelgelelim yazarımız için neden "görünüş sizi aldatmasın" dediğime;
eee, öncelikle yazarımızın edebiyat dünyasında "komünist yazar" olarak bir namı var ama bununla komünizmin kötü bir şey olduğunu söylemiyorum, neyse yazımıza siyaset bulaştırmayalım olabildiğince nötr kalalım. Yazarımız birçok kitabında dini ve hristiyanlığı eleştirdiği için edebiyatın haşarı çocuğu oluyor, tabi ne kadar çocuk diyebiliriz o başka :) 
bu konuyu gazetelerden bir pasaj vererek noktalayalım;

1969'dan beri Portekiz Komünist Partisi üyesi olan yazar, son yıllarda sıkça İsrail'i hedef almış, Filistinlilere uygulanan ambargonun Auschwitz sendromunun yeniden üretilmesi anlamına geldiğini söylemesi uluslararası edebiyat çevrelerinde kendisine yönelik kampanyalar başlatılmasına neden olmuştu. Saramago hem yapıtlarında hem de kamuoyuna yaptığı açıklamalarda her zaman sert çıkışları ile tanındı ve ödediği bedellere karşın asla fikirlerinden taviz vermedi.

ilk önce Jose Saramago ile tanışmamla başlamak gerekir, tabi yazarımız toprağı bol olsun yakın bir geçmişte kaybettik lakin adam Türkiyeye geldi ölmeden önce kitaplarını imzaladı, türkçe bilmemesine rağmen hayranlarıyla hoş beş etti vsvs ... ama yine de fiziken tanışamadım ...

Yazarın ilk okuduğum kitabı Filin Yolculuğu idi. Son kitaplarından biridir, bir edebiyat dergisinde tavsiye edilen kitaplar kısmında görmüştüm. Doğrusu iyiki almışım bu kitabı, konu olarak bir masal kitabı gibiydi. Vakti zamanında Portekiz kralının Avusturya kralına eee yada Avusturya kralının Portekizli olana (netekim zihnimin puslu kıtalar atlasında burayı çok hatırlayamadım, o günden bugüne 100 e yakın kitap okudum) fil hediye etmesi ve bu filin Portekizden Avusturyaya yolculuğunu yada tersi epey esprili bir dille anlatıyor zaten yazarımızın en büyük iki özelliğinden biri bu alaycı üslup, öteki ise nokta ve virgülden başka birşey kullanmaması, bu da kitabı yutarcasına okumanızı sağlıyor :) işte bu tarz üslup çok ilgimi çekmişti yoksa kitap ortalama, hoşça vakit geçirmenizi sağlayacak bir kitap ... (google amcamıza sordum, filimiz portekizden avusturyaya gidiyor)

Bu kitaptan sonra Jose Saramagonun daha fazla kitabını okumak istedim ve yazarın en ünlü kitabı olan1 995 te yazdığı ve 1998 Nobel Edebiyat ödülüne layık görülen kitabı "Körlük" ü aldım ve bunuda bir solukta okudum, Bu eseri Filin Yolculuğu gibi masal tadında bir kitap olmadığı için pek fazla espritüel bir üslup kullanılmamış fakat aynı koşarcasına okunan bir kitaptı.
Ee sonuçta Nobel ödülüne layık görülmüş, tabi ki konumuz sosya içerikli olacak :) Kitap bir adamın trafikte araba kullanırken kör olmasıyla başlıyor, yalnız bu körlük bildiğimiz gibi bir körlük değildir hikayenin bu kısmı biraz kurgu, yani körlük kısmı çünkü körlüğümüz bulaşıcıdır onu muayene eden dr. falanda kör olur ve bu körlük ünlü Milka Jojoviç ablamızın seri filmi resident evildeki t-virüsü gibi bütün bölgeye bulaşır, neyse hikayemiz böyle devam eder, gelişir ... daha fazla anlatmak yok :) bunun dışında kitap son derece gerçekçidir ...
Jose Saramago eserinde "körlük" fenomenini kullanarak, insanın kuyruğu sıkışınca ne kadar ahlaksızlaşacağını/alçalacağını göstermeye çalşmış haylide başarılı olmuş yani sonuçta Nobel ödülü almış boru diil :)
Körlük kitabını yazmışken, bu kitabın aynı isimle (Blindless) filmininde çekildiğni belirtmeden geçemeyeceğim, filmde Julianne Moore falan oynuyor, kitaba hayli sadık kalınmış ama kanaatimce okumak ile görmek arasında fark var film sıradan bir film gibi geliyor insana ben kitabını tercih ediyorum ...

Hımmm ...
Konuyu tekrar rayına oturtalım, Filin Yolculuğu ve Körlükten sonra Küçük bir Jose Saramago Arşivi yaptım :) Okunası bir yazar, okuduğum her kitabından zevk aldım lakin şu günlerde bir kitap daha çıktı piyasaya: Çatıdaki Pencere ...
(bu arada şu kitapların kapağına ... ödülü, ... adet basılmıştır, falancanın kitabı tarzında yazılar yokmu hastasıyım :/)

Hayli ilginç bir öyküsü var bu kitabın, yok yok yanlış anlaşılmasın henüz almadım/okumadım bu kitabı :) Ama Şöyle ki, bu kitap aslında 1940 ta yazılmaya başlanmış 1950 de bitmiş ve 1953 te yayıncıya verilmiş. Bu noktada hemen Jose Saramagonun yazının en başında linkteki biyografisine bakıyorum ilk kitabını 1947 de yazmış :)
Dilimin altından baklayı çıkartayım, bu kitabı yayınevleri basmamış ve Jose Saramago bu yüzden tam 20 yıl yazmaya ara vermiş :) zaten biyografisine bakacak lursak yayınlanan ilk kitabı 1947, ikinci kitabı 1977dedir, yani ben 2 yaşındayken ...
30 yıl sonra yayınevi taşınırken bu kitabın müsvetteleri bulunuyor fakat yazarımız kendisi hayattayken basılmasına izin vermiyor, ölümünden sonra ise karısı Piar del Rio tarafından bastırılmış....

Doyurucu bir yazıya imza attık, mutluyum :D
Namaste çek kürekleri blog!
Eyvallah ...