31 Mayıs 2019 Cuma

Çuniçiro (Junichiro) TANIZAKI - Gölgeye Övgü



Çuniçiro Tanizaki…


Genellikle bundan (günümüzden) ortalama 10 yıl öncesine kadar yani Haruki Murakami ye kadar ülkemizde modern japon edebiyatı pek bilinmezdi. Japon yazarların kitapları genelde klasik/geleneksel japon edebiyatına ait Yasunari Kawabata, Yukio Mişima, Kenzobure Oe gibi ödül almış isimlerin kitapları idi, bunların arasından Çuniçiro Tanizaki hep iki arada bir dere de kalmış gelirdi bana eserlerinde gelenekselle modern arasında gidip gelişleri kalmış aklımda (bu arada yazara iki arada bir derede kalmış demem onu kötülediğim anlamına gelmez zaten bunu kitaptaki sonsözde de çok güzel açıklıyorlar)

Tanizakinin bu kitabı hızla batılılaşan Japonya da eski geleneksel günlerle yeni batılı anlayışı estetik olarak karşılaştırmış estetik deyince tabi ki ön planda mimari …
Bu sayede japon geleneklerine dair pek çok şey öğreniyoruz, bu açıdan kitap çok hoşuma gitti …
Ve kapak tasarımcısını da ayrı kutlamak gerek çünkü basma kalıp ve popülist (!) yaklaşmamış kitaba, kitabevi instagram sayfasından bu kitaba ait alternatif ikinci bir kapak tasarımını da paylaşmıştı (sanırım tasarımcı o) açıkçası ilk başta o daha güzel gelmişti ama şimdi kitabı sonlandırırken bu seçimi takdir ettim, yazarın şöyle bir bakışı var: Japonya da eşyalar kullanıldıkça ruha sahip olur ve japon geleneğinde de bu ruha saygı gösterilir eşyaya değil aslında bu biraz çapraşık bir konu ha denince iki cümleyle anlatılabileceğini sanmıyorum zaten Tanizaki gibi dev bir anlatım üstadı bile 80 küsür sayfa yazma gereğini görmüş. Ama şu yazıyı yazarken kafamı çevirip çevirip üstteki resimdeki açıdan bakıyorum ve Tanizakinin anlatmaya çalıştığı ruhu görüyorum, gıcır gıcır ve keskin bir kapak anlatamazdı bunu …

Ve tabiki tavsiye edeceğim bir kitap, klasik bir deneme kitabından farklı yazarbir çizgiye bir kalıba ya da biçemle kendini sınırlamadan üst standartlardan da alt standartlardan da bahsedebiliyor kendini özgür kılmış, kendi çizgisini izliyor çünkü  bir kaygısı yok …

Derin, kısa, az ve öz 80 sayfalık bir macera …
Namaste çek kürekleri kayıkçı, 
Eyvallah !

21 Mayıs 2019 Salı

Derya Motel - Mehmet ŞENOL ŞİŞLİ




Kelimeler altında 20.000 fersah …

“bendeniz
buranın kurucusu Nabi bey…
derken… otelin yani
deryanın değil..
evet anlatacağım
balıktan ruhların
meleklerin kanatlarına
varmak için nasıl çırpındıklarını..
birçoğu başaramadı ve
düştü tekrar denize ..
derken zihne.. yani
izinli izinsiz zihnimize ..
ve yapıştı düşüncelerimiz
suyun geçmişine
büyüdü su, derinleşti
ve çözüldün bir ağ gibi
geçti içimden ruhlar
bırakarak bir parçalarını
ilmek ilmek örülmüş
dantel sandım kendimi
yani motelin deryasını
derken; derya motelin .. yani”

diyerek açılıyor öykümüz, öykümüz diyorum çünkü anlatmak istedikleri var …
tek tek değil, bir bütün olarak. Tek biri ile yargılanmasın bu kitap hepsini okumalı bir öykü kitabı gibi …

“izinli izinsiz zihnimize üşüşen düşünceler”
İşte böyle …

Ve …
Kapanış …

“ve gömdük Yusuf’ u
Yorgo’ nun içine
ve Efsun’ u kattık
hamuruna Beyhude’ nin
sanki yaşıyor gibi kaldılar


deryanın motelinde
hiç gelmediler de
hiç gitmemişlercesine”

efsun, beyhude ….
Hepsi oyun; çift hatta üç …
Anladınız siz …

Ne demiş Anton Çehov; kader seni güldürmüyorsa espriyi anlamadın demektir …

belki de kargo grubundan tanırsınız MŞŞ yi ...
kaderin dizaynı, boğaziçi, kalamış parkı, adımı çağır, bad' lik amiri, şairin elinde, arabic fahişe ve onlarca efsane felsefik şarkıya imza atan grubun lokomotifi ...
ayrıca; bahar artıkları, şua, masa tenisçisinin güncesi, sayıklayanlar isimli birkaç şiir kitabı daha var ...
ve üretken bir sanatçı. birkaç ay önce son albümü SATILIK AŞk'ı çıkardı ve NE KADAR ÇABUK GEÇTİ isimli parçasına güzel bir klip çekerek hoş bir jestle 8 mart kadınlar gününde yayınladı :)

yine içinde bulunduğumuz hafta da yoğun bir çalışma içinde; bu sefer çok sevdiği efsanevi formula 1 pilotu Ayrton Senna' nın vefatının 25. yıldönümünde ona ithafen bir albüm çıkaracak...
UNDER THE SHADE OF SENNA ...
ilk teklisi LET IT RAIN yayında olmalı :) bizde yetişemiyoruz ki anacım ...






Bu sefer aheste çek kürekleri kayıkçı beyhude yere yorulma …

6 Mayıs 2019 Pazartesi

Moby Dick - HERMAN MELVILLE


MOBY DICK
HERMAN MELVILLE

Yazarı hayattayken pek ilgi çekmemiş ama ölümünden sonra büyük sükse yakalamıiş günümüzde ise Amerikan edebiyatının en büyük 25 eserinden biri olarak dünya literatüründe en bilindik romanlar arasına girmiş kitap …
Melville, 1851 de romanı yayımlandıktan sonra Sarah Hulyer Morewod’a yazdığı mektupta şunları diyerek belki de garip bir biçimde bu durumun serzenişini yapmış belki de: “Satın almaya kalkmayın sakın, okumaya da kalkışmayın, size göre kitap değil. Hanımlara yaraşan spitalfields ipeğiyle dokunmuş bir kitap değil – gemi halatlarıyla, palamarlarıyla örülmüş, korkunç bir dokusu var. Kutup rüzgârı esiyor sayfalarında, üzerinde aç kuşlar uçuşuyor. Kibar ve titiz herkesi uyarın, bir bakış dahi atfetmesinler sakın, yoksa romatizmaları, siyatikleri tutar doğrusu.”

Bir kin ve nefret destanı mı desek roman için?
Nantucket te bir balina avı olarak başlayan maceranın nasıl moby dick ismi takılmış devasa ve albino bir deniz ejderhası namı diğer balina (!
) ile sert, diktatör ruhlu ve inatçı bir insanoğlu arasında geçen savaşa dönüştüğü talihsiz serüvenler dizisi ve Dosytoyevskinin dediği gibi intikam soğuk yenen bir yemekse sonunda ağzımızın tadınında kaçması kaçınılmaz olur netekim romanın sonunda bu badirelerden tek bir kişi kurtulur o da sevgili anlatıcımız Ismael. Kitapta ki anlatım ismailin hatıraları şeklinde olsa da bölüm bölüm tiyatro piyeslerini andıran konuşmaları da var bu konuşmalar ortalama olsa da İsmalin anlattığı kısımlar bayağı görkemli betimlemelerle dolu ve olaylar çoğu zaman tek anla mlı değil benzetmeler metaforlar çağrışımlar …
Sonuçta Melville’ ın dediği gibi; yaşam dediğimiz bu acayip, bu karmakarışık işte, öyle garip anlar olur ki, insan şu koca evreni büyük bir şaka olarak görür. Bu şakayı pek anlamasa bile, kendisiyle alay edildiği kuşkusuna düşer …

Bu kitabı tavsiye edermiyim?
okuyacaksanız Yapı Kredi Yayınları Kazım Taşkent klasiklerinden okumak şartıyla biteviye balina balina avı ve denizcilik bilgileri arasında bol şanslar diyorum …

namaste çek kürekleri kayıkçı
eyvallah !

18 Nisan 2019 Perşembe

Kinyas ve Kayra - HAKAN GÜNDAY


İki kutup, tek dünya …
Ya da; tek dünya iki ruh …
Belki de iki kutup, tek mıknatıs ….
Netekim zıt kutuplar birbirini çeker misali iki ayrılmaz bir deli (!)
Sağları solları uyuşmaz iki deli kitapta yazmıyor ama bence kulakları da küpeli …
Kayra fazla iç bükey, Kinyasta fazla dış bükey; ikisi birden hayat denilen uzayı büküyorlar büklüm büklüm …
Kitap ayrılır üç kola
Kinyas içmiş gotu kola
İkinci de Kayra girmiş bir yola
Üçte Kinyas gelmiş doğru yola,
Yok; acaba gelmemiş mi? Sonuçta uzun ve zahmetli yolun sonuna geldik az kaldı…
Şu anlık asayiş berkemal gibi ama Kinyas bu belli olmaz; Gündayında dediğinden “ … çünkü hiçbir zaman tam anlamıyla düşüncelerimizi söylememize yetecek kelimelerin yeryüzünde ki lisanlarda bulunmadığını uzun zaman önce anladım …”

Hımmm….
Neyse; kitabın ilk bölümü yukarıdakinden, netekim Kinyas ta Kayra da yukarıda ki gibi ipe sapa gelmeyen bir hayat sürüyor yani işte bende böyle yukarıda ki gibi dizebiliyorum birbiriyle uyuşmayan ama deyim yerindeyse sessiz ve derinden kelimeleri
Kitap asıl Kinyas la başlıyor yani Kinyasın Kayrayı terketmesiyle. Denilen o ki Günday bu kitaba lise 2 de başlamış üniversiteye doğru bitirmiş işte ikinci bölümdü bunu hissettiriyor, ilk bölüm fazla protest/ anarşist/hızlı yaşa genç öl’ ken ikinci bölümden sonra yazar level atlıyor …

Ve işte; “omnes vulnerant ultima necat”
Ne diyorsun Necati abi hepsi yaralar sonuncusu öldürür mü …
Kinyas …
Kayra …
Ve; hayat …

Namaste çek kürekleri kayıkçı !


4 Nisan 2019 Perşembe

Aşkın Suçları - Marquis de SADE


Yazarın dünya da en bilinen eseri “aşkın suçları” …

Kitap aslında yani üstad Cemal Süreyanın önsözde verdiği bilgiye göre 11 kısa öyküden/novelladan oluşuyor fakat bu kitapta sadece üçü yer alıyor. Marquis de Sade dünya da sadizmin kurucusu ahlaksızlık filozofu olarak tanımlansa da bu kitapları okuyan bazıları ahlaksızlık diye baksa da yine üstad Cemal Süreyanın verdiği bilgileri aynen aktarıyorum; “bu eser Dostoyevski, Lamartine, Baudelaire, Swinburne, Lautréamont, Nietzsche, Puşkin, Kafka ve Apollinaire gibi ünlü isimlerin başucu kitabıdır” işte böyle demek dünya edebiatına tokat atmış bu isimlerde sapığın tekiymiş canım …

Dediğim gibi üç kısa hikaye de “erdem” etrafında dönüyor
Kitabın dilin sanılanın aksine edebi …
Mesela ilk hikayemiz Florville ve Courval her ne kadar genç bir kızın ahlaksız madamların elinde kötü yollara düşmüşlüğünün itirafları şeklinde olsa da hikayedeki genç kızın kullandığı dil aslında çok düzeyli, hatta terbiyeli ve sanılanın aksine pornografiden son derece uzaktır hatta kitabı okuduktan sonra Sade hakkındaki düşüncelerinizde değişecektir …

Neyse fazla anlatmayalım önyargılarını kırmak isteyenleri önyargıları ile baş başa bırakıp şu alıntıyı da buraya yazıp kaçıyorum;
… şöyle diyorlar, her ulus kendine göre bir erdem yarattığına göre, erdem diye bir şey yoktur. Çok saçma bir görüş bu. Bir ırmak binlerce küçük kola ayrılır diye o ırmağın varlığından kuşkulanabilirmiyiz”

Yazarın en “soft” eseri Aşkın suçları, erdemin ve tutkunun elinde köle olduk netekim …

Namaste çek kürekleri kayıkçı!


Düşerken - Tarık TUFAN



İlk Tarık Tufan deneyimim oldu …
Boşluğa düşmüş iki ruhun romanı, biraz Albert Camusumsu tat bıraktı ssanki biraz yeraltımsı bir roman
Yazar Tarık Tufan alınmasın ama sanırım baş kahraman biraz “her devrin adamı” bir liboşa benziyor lakin hayatına üst kat komşusu Jülide işin içine girince sanki kabuk değiştirip bambaşka biri oluveriyor Jülide ise bir ressam ve sanatçı olarak daha derin aykırı,  kitaptaki deyişle efsunlu bir tip derken az önce yazdığım gibi İshaka bir doz Jülide etkisinden sonra işler değişiyor …
Fazlasıyla iç burkan bir kitap …
Hayatta hiçbir şey tesadüf değildir dercesine birbirinin hayatına girmiş iki insan olaylar bir Jülide bir İshağın bakışıyla anlatılıyor …
Acaba gitmek mi kolay kalmak mı? Zaten kitabın giriş cümlesi “insanın en ölümcül yarası içinde an be an büyüyen gitme hevesidir1 lakin bence insanın pe çok ölümcül yarası vardır EN diyerek sınırlamayalım

Sonuçta kitap bence ortalamanın üzerinde, daha taze çıkmış tabi ki zaman belirleyecek …

Kadınlar Ülkesi - Charlotte PERKINS GILMAN


Önce kitaptaki yazar tanıtımı kısmından birkaç satır yazmakla başlayalım işe; 1860 yılında doğan Gilman, döneminin önde gelen feminist aktivist ve sosyologlarından biri olmasının yanı sıra roman, şiir, deneme ve öykü yazarıydı. Sıradışı hayat tarzı ve ütopik feminist ideolojisiyle kendinden sonra gelen feministleri için önemli bir emsal teşkil etti …

Kitaba gelince adından da anlaşılabileceği gibi ilginç bir konusu var lakin eser bilimkurgu klasikleri arasında yayınlansa da özellikle erkeklerin olmadığı bir ülke de kadınların hepsinin nasıl olupta anne olduğu konusunu bir iki cümle ile geçiştirmesi ile pekte “klasik” sınıfına giremeyeceğini düşündürtüyor …

Bu konu bir yana feminist bilimkurgunun ilk örneklerinden sayılan kitap üç Amerikalı maceraseverin bir keşif gezisinde halk arasında geçen kadınlar ülkesini araştırmasıyla başlıyor. Kitap bence akıcı, hafif merak uyandıran, ılımlı bir üslupla yazılmış, şahsen son 10-15 sayfası aşkitom tarzına düşüp beni sıktı lakin bir oturuşta bitirdim
Kadınların erkekler olmadan 2000 yıldır bir medeniyet oluşturmaları, nesil nesil uzun “çalışmalarla” olumsuzluklardan arınma arayışı,yönetim biçiminden tutun dinine, kültüre,  tefal reklamlarında ki gibi “birlikte hep daha iyiye” düsturları vsvs kitabı hayli ilginç kılarak merakınızı gıdıklıyor
Ayrıca bir kon var ki; ülke de annelik hayatın amacı gibi bir şey, her ne kadar feministlere öncü olmuş bir yazar olarak tanımlansa da işte yazarın distopyası böyle yani anladınız Charlotte P Gilmanın, Ursula K Le guinin
feminizmi Türkiye de bildiğimiz Süsen Erkuş feminizminden çok çok farklı …
Bu da bizim çakma feministlere küpe olsun ….

Süsen Erkuş dedim ya kadın düşmanı ilan edilmeden kaçalım netekim yiğitliğin on da dokuzu kaçmaktır …
Namaste çek kürekleri kayıkçı !