29 Mart 2020 Pazar

Hüznün Fiziği - GEORGI GOSPODINOV

Hüznün Fiziği
Georgi Gospodinov

Açıkçası bu kitabı ilk aldığımda bir felsefe kitabı diye almıştım ...
Çok acayip ve ilginç bir öyküye sahip ...

Kitabın başlarında bir süreçten geçiyorsunuz, bir kayma ...
Önce neyin ne olduğu anlaşılmıyor çünkü kahraman oradan oraya atlayıp empati yapabiliyor, x-men filminde olsak profesör bu varlığa empat derdi herhalde. Bu süreci atlattıktan sonra karşınıza çok ilginç bir öykü ve çok lezetli bir deneme-roman çıkıyor, hımmm hem deneme gibi hemde parçaları birleştirip roman ...

Diyorum ya ilginç bir kitap, fragmanlar gibi kesit kesit ilerliyoruz. İki önemli husus; biri Minotor, ikincisi dede ...
Kral Minos ve Minotor hikayesini bilmeniz lazım, gugıllayalım lütfen...
Yazar dedesinin izinden giderek bir hikaye katmanlıyor ama aslında bir çocuğun hikayesi bu açıdan acaba yazar kendi biyografisini mi hikayeye harmanlıyor diye biraz araştırma yaptım ama maalesef yazarın aldığı ödüller yazdığı kitaplar, oyunlar, şiirler derken hayatı hakkında pek bilgiye ulaşamadım ...

Kitabı tavsiye edebilirim ama sabırlı olmanız şartı ile itiraf edeyim kitap ocak ayından beri elimde sürünüyor o günden bugüne 20 sayfa okuyamadım fakat cumartesi bir günde bitirdim dedim ya başta ki o süreci aştığınızda önünüzde çok güzel bir kitap sizi bekliyor ...

Bu sıkıntılı günler de beni alıp hayattan kopardığı için yazara teşekkürü borç bilirim ...
Namaste çek kürekleri kayıkçı ...

5 Şubat 2020 Çarşamba

Tütüncü Çırağı - Robert SEETHALER





1930' ların son demleri...
naziler yükelişte...
yine bir nazi almanyası romanı, acaba naziler dünya literatüründe bu kadar iz bırakacaklarını tahmin etmişlermiydi?
Neyse, konuyu  daha baştan dağıtmayalım....
Genç ve saf kahrramanımız henüz 17 yaşında avusturyanın ücra bir köşesindeyaşamakta ve köyde bazı durumlar sonucu viyanaya bir tütütncünün yanına hem meslek öğrenmek hemde hayatın zorlu yokuşlarında dengesini kaybetmeden yürümek....

Ne yapıyorum ben Agop? Romanı birebir anlatıyorum şu nekahat ve istirahat dönemi fabrika ayarlarımı bozmuş gibi oysa bu bir kitap ttanıtımı değil yorum bu yorum ...

neyse sayın okuyucu eğer bu yazıyı okuyorsan tabi, çay koyuyoruz en baştan başlayacağız....

Sonuçta genç ve saf kahramanımız viyana da tütüncü dükkanında deneyimlenedursun dönemin viyanasından pek çok kalburüstü şahsiyet tanır ve bunların içindenbiri Profesör Dr Sigmund Freuddür
Profesörden çok etkilenen Franz kısa zamanda profösörle dostluk kurar vehayatı bir nebze değişipaşk batağına düşer baı varoluşsal sorunlar arasında gidip gelirama yine kendini kaybeder...

Bu arada tarihsel olarak doğrumudur bilinmez amaProfesör Freudün viyanayı terk etmesine de şahit oluruz...

kitaba gelirsek hoş bir okuma oldu fakat birşeyler eksik geldi bana, Franla Profesörün kısa konuşmları yol göstermeleri vs ilginçti amakitap bende bundan ötesine gidemedi...

namaste çek kürekleri kayıkçı...
Eyvallah!

15 Ocak 2020 Çarşamba

Kara Kutu: Yüzleşme Vakti - SONER YALÇIN

Son zamanların hakkında çok konuşulan kitabı bir büyüğümünde hediye etmesiyle 2020 nin ilk kitabı oldu aslında bu tip kitapları çoğunlukla okumak isteyip bir türlü sonu gelmeyen okunacaklar listem de arada kaynar ve çoğunlukla okuyamam …
Bu açıdan hediye gelmesi gerçekten isabet oldu ne yalan diyeyim …

Kitap hakkında söyleyeceklerimi yazmadan önce şu konu da anlaşmamız gerekiyor; top yuvarlak ama fikirlerimiz köşelidir, tabi herkesin kendine özgü fikirleri olacak …
Soner Yalçının da …
Benim de…
Senin de …
Ve bu fikirlerinde karşıt fikirleri de olacak …
Ve; “bir tez ne kadar sivri ve ödün vermez biçimde dile getirilirse, kendi antitezini davet edişi de o kadar kesinlik taşır” Hermann Hesse, Boncuk oyununda yazmış…

Soner Yalçına katıldığım yerler var; evet, sağlık sektöründe çok dolaplar dönüyor aslında bu söylem hiçte yeni değil Türkiye de eskiden beri halk arasında söylene gelen bir söylemdi. Yani pek çoğumuzun kulağına şöyle cümleler takılmıştır “küresel ilaç firmalarının işine gelseydi ….’ Ya çare bulunurdu” bu yeni bir şey değil diyebilirim aqma bu konu da kitap yazılıp dedikodu gazetesinin resmiye dönüşmesi bildiğim kadarıyla yeni …
Kitapta da dendiği gibi bu konuyu tartışmıyoruz ….
Zannımca Türkiye de tartışılamayan tabu kabul edilen çok konu var …

Evet; dünya da büyük kapitalist zümreler var, bunlar çeşitli lobi faaliyetleri ile servetlerine servet katıyor …
Evet; ilaç sektörü trilyonluk bir piyasa ve küresel  ilaç firmaları hiçte masum değil…
Evet; bu sektörde global bazda küçük balıkların büyük balıklara yem olduğu bir düzen yaratılmıiş, küçük balıkların pek seçme şansı yok karınlarını doyurmak için büyük balıkların sofralarından çalmak zorundalar (kapitalist sistem) yani sonuçta yine meselenin başına geliyoruz …
Daha bunun gibi pek çok şey …

Ama bazı yerlerede katılmıyorum mesela hipertansiyon yalan diyor işin aslı daha geçen gün tansiyonum ciddi anlamda yüksek çıktı hayatımda ilk kez eczaneden dilaltı aldım ve sonrada düştü, ee şimdi bu da mı yalan?
Aslında bence fikirlerini iyi empoze edememekte var biraz, mesela bu hipertansiyon örneğinde küresel ilaç firmalarının çeşitli baskı vs yolları ile hiper tansiyonda sınırın 16 ya 9 sınırına çekme hatta daha da düşürme böylece en ufak oynamada dayayalım dilaltını kazanalım paraları gibi dolapları olduğunu açıklamış, ama bu hiper tansiyon yalan mı demektir ki?
Evet cümleye bizzat “hiper tansiyon yalan” diye giriyor, bu bence yanlış ….

Kitapta ki her sav a yorum yapacak değilim elbet ama diyorum ki kulaktan dolma başkalarının fikirlerindense bu kitabı okuyun kendi fikirleriniz olsun …

21 Aralık 2019 Cumartesi

Pandavapuram -- SETHU


Pandavapuram ...
Hindistanın ücra bir köşesinde kasvetli, soluk, yıkık dökük, sokaklarında zamparaların cirit attığı sisli puslu bir sanayi kasabası; efsaneye göre hint mahabharata destanında ki karakterler olan pandavalar burada yaşarmış ismide buradan geliyor ...

“Pandavapuram beni çağırıyor. Orası benim sığınağım. Hep dönerim oraya. Bu garip ilişkilerin zincirlerini takip ederek buraya gelmemeliydim. Burada kimse değilim. Beni tanıyormuş gibi yapanların yüzleri bile bana yabancı geliyor. Artık, ilişkilerde birine sadık kalabileceğine inanmanın ne kadar aptalca bir şey olduğunu anlıyorum. Kimin bir başkasıyla kalıcı bir ilişkisi var ki? Onlar sadece, her insanın işine geldiğinde taktığı maskelerden ibaret”

Yukarıda ki alıntı gibi Pandavapuram bir özlem, bir metafor; orada bir köy var uzakta, gitmesekte görmesekte o köy bizim köyümüzdür bab-ında kitapta ki hikaye Pandavapuram etrafında dönüyor ama asıl hikaye hicranlı bir aşk ...

bir kadın ve bir erkek...
hikayeler hep böyle başlar zaten aslında erkek hüsnü kuruntularının etkisine girerek kadını terkederek Pandavapurama kaçar kadında peşinden, eee tabi orada başkasına aşık olur...

Neyse; bu kadar kitabı okuyun anacım ...
Kitaba gelirsek yazar Sethu hint malayalam kültüründe (ki malayalam asıl hindistan diyelim size) bayağı önemli bir yazarmış okuduğum ilk Sethu kitabı yer yer geleneksel japon edebiyatını andıran otu (ben benzettim yani) okunuyor yani genel de aşk meşk konularını sıkıcı bulsam da vıcık vıcık değil tadında  bırakmış yazar, safi aşk romanı değil Pandavapuram eksenli (!) kafa karışıklıkları, geçmişin getirdiği acılar, serzenişler vs vs var ...

güel ve hoş bir okuma oldu...
Namaste çek kürekleri kayıkçı,
Eyvallah...

16 Aralık 2019 Pazartesi

Biri, Hiçbiri, Binlercesi - LUIGI PIRANDELLO


Herşey karısının Vitangeloya “sanki burnunun yamukluğuna bakıyorsun gibi geldi bana” demesiyle başladı ve bunu bir kitabı dolduracak düşünceler silsilesi takip eder ...

Ansızın hatırlatılacak bu detay o andan itibaren hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını göstermiştir. Burnundaki olağan eğikliğin yanında kaşlarının, harflerin üzerine bıraktığımız şapka işareti gibi çatıya benzer, yetmezmiş gibi bacaklarından birisinin de hafifçe parantez olduğunu öğrenmesi için evlenip bir karısının olmasına elbette gerek yoktu ve zaten bu tarz bir söyleyiş yazarın kaderci mantığa olan mesafesini iyiden iyiye kapatmak demek olacaktı. Ancak işin garip, dahası, olağandışı olan tarafı kendisinde olduğunu zannettiği şeylerin aslında bir başkasının gözünde hiç de zannettiği gibi olmadığını, herkesin gözündeki kendisinin hem yorumlayan nezdinde hem de başkaları nezdindeki kendisinden de ayrıca farklı olduğunu keşfetmesi için yıllarca beklemesi, bir ayna ve bir de karısının olması gerekiyormuş...

Ben kimim...

benim kendimin ne olduğu hakkında bir fikrim olsa da bu ben senin gözünden aynı kişi değil buradanda yola çıkarsak toplumu oluşturan binlerce kişinin hafızasında da farklı farklı benler var; hay Allah yahu uzun lafın kısası kahramanımız Vitangelo varoluşsal konumunu sorgulaya sorgulaya biri olur, hiçbiri olur haliyle birde binlercesi olur ama yine de rahat edemez deliliğin dağlarında yürümeye başlar siz siz olun ünlü filozofun dediği gibi sorgulanmamış hayat boşa geçmiş bir hayattır sözüne kulak asın ama Vitangelo gibi de olmayın yani herşeyin çoğu zarar azı karar ...

Kitap bence gayet lezzetli lakin yine zannımca odaklanma gerektiriyor yani öyle yazın deniz kenarında veya ne bileyim müziğimi açayım kahvemi içeyim arada kitabımı okuyayım tarzı bir kitap değil ama tabi ki okuyucusuna bağlı olarak değişebilir belki bilemem...

2 Aralık 2019 Pazartesi

Son Bakış - Irmak ZİLELİ


Hikayemiz bir umuttan, bir arayıştan doğuyor;
Yeni bir hayat, yeni bir aşk, yeni bir iş hatta belki de yeni bir kimlik umuduyla çiçeği burnunda   sevgilisiyle yeni bir diyara  adım atmakla başlıyor ama evde ki hesap çarşıya  uymuyor ne yazık ki.kahramanımız Tinanın umutla başlayan yolculuğu yeni diyarında asfalta çakılıyor

Gürcistandan Türkiye ye gelmiş genç bir kadın Tina; talihsiz olaylar silsilesi sonucu güç bela izinsiz ve kaçak olarak yaşlı bir kadına bakıcılık yapmaktadır ve bir gün ekmek almaya çıktığında anahtarı evde unutur ve kapıda kalır kimse yardım etmez saflığı, aptallığı ve korkusu yüzünden yardım istemeyi de beceremez meseleyi kendisi çözmek ister ve balkona kayıvereyim derken asfalta kayıverir...

Tinanın yolculuğu burada başlamaz elbet fakat Irmak Zilelinin romanı böyle başlar...
Kimse kapı açmaz Tinaya ...
Kimse dokunmaz, kimse görmez, hatırlamaz ...
...şey değil mi bu şu...
...nasıl düşmüş nasıl düşmüş....
...ambulansı bekleyelim hele o zaman...
...
ve; Tina üzerinden bir nevi değerlerin sorgulaması da ...

Bu okunası ve hüzünlü romanda herkes kendisinden birşeler bulabilir bence, Tolkien destansı romaı yüzüklerin efendisinde ”...ve unutulmaması gereken şeyler unutuldu” der, Irmak Zileli' de Tinanın son bakışı üzerinde unutulmaması gereken şeyleri hatırlatıyor belki de ...

23 Eylül 2019 Pazartesi

Işık Tanrısı - Roger ZELAZNY


Çok zorlayıcı/zor ama o kadar da farklı ve aykırı bir kitap; distopya desem değil, ütopya desem belki biraz, siber-punk desem var ama yok, bilimkurgu desem ki kitap bilimkurgu dizisinde yer alıyor bence hiç değil, fantastik-fantezi hem evet hım mm hem de hayır, yazar gerçekten üst bir metafizik evren yaratmış ama tabi burada ki tanrılar gerçek tanrı değil insanlar ama dünya yok olmuş sanırım günümüz kıyamet filmlerin de anlatılan gibi bir şey olarak insanlar dünyayı mahvetmiş. Tabi bu senaryo kitapta yazılı değil ben böyle olduğunu düşünüyorum, neyse yeni bir gezegen bulunup buraya transfer olmuşlar yani bu sahte tanrılar aslında birer insan hımmm yok insanda değil sanırım dünyada ki insdanlık bir şekilde kendilerini enerjiye dönüştürmeyi bulmuşlar yani bir çeşit varlık bu sahte tanrılar insanın uzantısı, bulundukları gezegenin yerli halkından bedenler bulup kendilerini oraya nakledebiliyorlar …

Dediğim gibi karışık bir kitap yukarıda anlatmaya çalıştığıma ek hint dini ve mitolojisiyle harmanlanmış birde gerçek-üstü teknolojiyle; hint tanrıları şeklinde bulundukları gezegeni söğüşleyip yerli halkı sömürüyorlar, adamımız Sam namı diğer Siddhartha namı diğer Mahasamatman namı diğer …

Bu sahte tanrılarında bir tane ismi yok ki arkadaş ..

Neyse işte Sam bu düzene kafa tutup yıkmayı amaçlıyor …

Bir nevi en basit şekliyle zincire vurulmuş Prometheus tabi bura da zincire vurulmamış ve çalacağı bir ateş yok ama olsun …

Bu kitabı tavsiye edermiyim? Sanırım etmem hele hele hint mitolojisine uzak, kast sistemi hakkında bilgisi olmayan biri hiç bulaşmasın; lakin beğendim mi? Garip bir şekilde evet çünkü sınırlarınızı zorluyor, çok değişik bir kurgu …

Neyse anacım ben bu kitabı anlatamayacağım giriş yapabildim ama yazıyı bağlayamayacağım, ekşi sözlükte sütyen takmayan memeli hayvan diye biri şunu yazmış bende buraya aktararak kaçıyorum ….

Çekme kürekleri kayıkçı !

roger zelazny'nin ithaki yayınları tarafından yayımlanan, şimdiye dek yazılmış en iyi beş bilimkurgu kitabından biri olduğu söylenen (ki muhtemelen doğrudur,) ülkemizde pek az kimsenin okuduğu, okuyanların daha da az bir kısmının anladığı, anlayanların mikroskobik bir azınlığının tavsiye ettiği müthiş kitap. okuru ilk bakışta allak bullak eden bir zaman kayması vardır, aynı bir zamanlar pulp fiction filmindeki üç hikayenin kronolojik sıra takip etmemesi karşısında afallayan izleyici örneği bu kitapta da yaşanacak, flashbackler akıl karıştıracak, sonuna gelindiğindeyse "niye bitti ulan!" nidasıyla duvara fırlatılacak, sonra şefkatli parmaklarla düştüğü yerden kaldırılıp her ay indirilip tekrar okunacağı bir rafa yerleştirilecektir.